GÜLE GÜLE GİDİN VE TEZ GELİN - Özel Haber

Ne demiş Gazi Paşa:

-      Geldikleri gibi, giderler…

Biz de ona öykünerek cümleyi tersinden okuyoruz:

-      Gittikleri gibi, gelirler [inşallah!]

Evet…

Derneğimiz üyesi Nilgün ve Semih kardeşimizi şimdilik uğurluyoruz.

Yaşamları için uğurlu olur [bir kez daha] inşallah…

Ama tüm Akbük halkı memnun değil bu gidişten.

Semih de değil.

Ama, ne yapsın ki, sevgili eşini Akbük’den fazla seviyor.

Ve böylece eğdi başını ve Adana`nın yolunu tuttu.

Ama dediğine göre, yazın yine burada olacak.

Ama belki de, Nilgün de sevgili eşini ve bizleri Adana`dan fazla sever… Ve tekrar aramıza döner. [Bir kez daha inşallah!]

Güvenle arkanızı dönebileceğiniz insanlardı.

Vefalıydılar.

Sevecen, dost canlısı, bilinçli bireylerdi.

Yine öyleler.

Hiç kimse Adana`ya gitti diye bu niteliklerini Akbük`de bırakmaz.

Onlara tüm Akbüklüler ve AKÇED olarak sevgi, saygı ve muhabbetlerimizi iletiyoruz.

Ağır ağır gidin ve tez gelin.

 

Sizlere bu sayfada, Semih Yumuşak imzası ile çıkan eski bir yazıyı iletiyoruz:

Buyurun Semih konuşuyor:

 

SEYRET, SUS VE DİNLE…

Bu yazımda sizlere küçük bir öykü anlatacağım:

Bir gün bir dağ, güneşle birlikte güne uyandı. Rüzgârın esintisiyle

ağaçlarının dallarını sallaya sallaya esneyerek gerindi. Güneş pırıl pırıl

ufukta, tam da karşısından doğuyor, onunla arasında masmavi bir deniz çarşaf gibi günü karşılıyordu.

Dedi ki:

-       Ben ne güzel bir yerdeyim, önüm masmavi bir deniz ve her gün güneş bana gülümseyerek gün başlıyor.

Gökyüzünde küme küme bulutlar pamuk yığınlarını andırıyordu. Martılar çoktan uyanmış gökyüzünde dans ediyorlardı.

O sırada dağ bir de baktı ki, eteklerinde bir minicik fare denize doğru yürüyor.

-       İiiiiiiiihhhhhh, bu da ne? Bu küçük fare benim manzaramı şimdi neden

bozuyor?

Ve farenin bulunduğu yeri derhal terk edip gitmesini istedi ve şöyle bir titredi…

Bunun üzerine tepeden aşağıya doğru bir kaç taş hızla yuvarlanmaya başladı. Fare bu sesleri duyunca hemen yüksek bir kayanın üstüne sıçradı ve oraya yerleşti. Düşen taşlar böylece ona hiç bir zarar vermedi. Farecik de başladı denizin güzelliğini seyretmeye...

Ara/sıra atlayıp zıplayan balıklar denizin duruluğunda küçük halkalar

oluşturuyorlardı.

Deniz, dağın sıkıntısını anladı ve dağa seslendi:

-       Neden böyle bir günde bir küçük fare için mutsuzluk oyununa başlıyorsun ki?..

Bak ben dümdüzken balıklar da benim duruluğumu bozuyorlar. Ben onlara kızıyor muyum? Biliyorum ki; onlar bensiz, ben onlarsız olamayız. Sen de seninle birlikte yaşamak zorunda olanlara kollarını açmalısın… Güneş hiç bulutlara kızıyor mu? Benim ışınlarımı engelliyorlar diye onlara düşmanlık ediyor mu?

Kabul et gerçeği… Her şey kendisinin dışındaki bir şeylerle bir bütün oluşturuyor… Evrenin düzeni bu, yaşamanın esası bu… Farklılık ve güzellik de zaten burada… Hayat bu düzlemde ve bu sayede her gün ayrı ve yeni bir şeyler öğretiyor bizlere; her gün ayrı bir ders veriyor…

Sen, iyisi mi, sadece SEYRET, SUS ve DİNLE."

Dağ denize sordu:

-       SEYRET, SUS ve DİNLE?.. O da ne demek?

Deniz şöyle yanıt verdi bu söze;

-       Bak... Seyrettiğinde güzellikleri göreceksin... Sustuğunda kendinden başkalarının söylediklerini duyabileceksin... Dinlediğinde ise, onlardan öğrendiklerini uygulama fırsatı bulabileceksin...

Yaaaa… İşte böyle!

 

                                                               Semih Yumuşak

Ad & Soyad
Eposta
Mesaj
İp: 3.235.75.174
Tarih: 2.6.2020
Akbük Mahallesi 1021 Cadde No: 26 (Sahil Yolu Üzeri) Didim - Aydın
www.akceder.com