İSTANBUL SÖZLEŞMESİ, CUMHURİYET KADINLARI DERNEĞİ’NİN YUVARLANDIĞI ÇUKUR VE BİR İSTİFA - Faruk Haksal

Öncelikle şu soruyu kendimize sormamız gerekiyor: Siyasetin içinde debelendiği bu ağır gündeme İstanbul Sözleşmesi niçin iliştirildi?..

Ancak, tepetaklak o gündemin içine biz de burnumuzu sokmak durumundayız. Çünkü Cumhuriyet Kadınları Derneği’nin içine  yuvarlandığı çukuru sorgulayabilmek için bunu yapmak zorundayız.

Yani…

İstanbul Sözleşmesi [1.] maddesinde “maksat”ını açık biçimde açıklıyor: [aynen aktarıyoruz:] 

  1. a.Kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak;
    b. Kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınları güçlendirmek de dahil olmak üzere, kadınlarla erkekler arasında önemli ölçüde eşitliği yaygınlaştırmak;
    c. Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin tüm mağdurlarının korunması ve bunlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politika ve tedbirler tasarlamak;
    d. Kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti ortadan kaldırma amacıyla uluslararası işbirliğini yaygınlaştırmak;

Şimdi…

Sayın hükümetimiz bu sözleşmeyi ilk imzalayan ülke konumunda…

Ama daha sonra rüzgarlar bir başka yönden esmeye başlıyor.

Cumhurbaşkanı yardımcısı bir sayın hazret ekranlara çıkıyor, “Bu sözleşmeyi nasıl imzalamışsak, imzamızı da aynı usuller le çekebiliriz,” diyor.

Meşhur turşucu Abdurrahman Dillipak sahneye çık[artıl]ıyor ve hazret şöyle konuş[turul]uyor: “Bu sözleşme Allah’ın rızasına uygun değildir!..”

Tabii ki Ensar vakfı da sözleşmeye karşı çıkıyor… Hem neden karşı çıkmasın ki, ünlü vakıf, kendi varlık nedeni ile tutarlı bir çizgide… Niçin başka yollara sapsın ki…

Daha sonra sahneyi benzer düşünceler kaplıyor: “Sözleşme, kadın-erkek eşitliğini sağlamaktan ziyade toplumun din, sosyal ve kültürel kodlarıyla oynamayı hedefliyor.” Ve böylece, falan ve filan biçiminde gündem ağır-aksak- yürüyor…

Ama… İşte tam da o anda olaya dışarıdan bakanları şaşırtan bir gelişme gündeme ekleniyor.

Kadın ve Demokrasi Derneği` (KADEM) İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkıyor. Ve desteğini bir bildiri şeklinde kamuoyunun bilgisine sunuyor.

Derneğin başkan yardımcısı Sümeyye Erdoğan…

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un eşi Fatmatur Altun bu aynı derneğin yönetim kurulu üyesi…

Derken… Hemen ardından AKP İstanbul milletvekili Canan kalsın, “İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkmanın akla ziyan bir düşüncedir,” diyor.

Bu yazının yazılma nedeni olan esas konu:

İşte tam da bu ortamda…

Bir kadın derneği olarak geçmişinde yıllardır onurlu, aydınlık ve çağdaş bir çizgi izleyen Cumhuriyet Kadınları Derneği’nin, İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye açısından feshedilmesini isteyenlerle aynı safta buluşmasıdır…

Gerçekten inanılması güç bir gelişmedir bu. Anlaşılması acı veren bir yuvarlanış… Katlanılması mümkün olmayan gerçek bir “sapma!..”

Bir siyasi partinin arka çiftliği olmanın sürüklediği “kerameti kendinden menkul” derin çukur…

Sonuç olarak, bu yazıyı kaleme alan bir kişi olarak ben, [erkek olmama rağmen] tüzüğünde yer alan bir imkandan yararlanarak anılan derneğe üye olmuştum.

Ve şimdi, gerçek bir cumhuriyet insanı; tam bağımsız, laik ve sosyal hukuk devleti ilkesinin tarafı olarak bu dernekten istifa ettiğimi alenen açıklıyorum.

Ve “onlara” hayırlı yolculuklar diliyorum.

 

@farukhaksal42

farukhaksal@gmail.com

www.haksal.av.tr

Ad & Soyad
Eposta
Mesaj
İp: 34.205.93.2
Tarih: 19.9.2020
Akbük Mahallesi 1021 Cadde No: 26 (Sahil Yolu Üzeri) Didim - Aydın
www.akceder.com