DENİZ PATLICANLARI AVCILIĞININ SERBEST KALMASINA KARŞI AÇILAN DAVANIN DİLEKÇESİNİN TAM METNİ - Gülru Pere

 

YÜRÜTMEYİ DURDURMA TALEBİ VARDIR

DANIŞTAY …. DAİRESİ’NE

Gönderilmek üzere

DİDİM ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ HÂKİMLİĞİ’NE

 

DAVACI:

Akbük Kültür ve Çevre Derneği

Akbük Mahallesi 2021 cadde nr:26 Didim Aydın

VEKİLİ:

Av. Ö. Faruk Haksal

Efeler Mahallesi Koçkar Caddesi nr: 10/2 Didim Aydın

KONU:

Tarım ve Orman Bakanlığı’nca çıkarılan 22.08.2020 tarihli 5/1 Numaralı Ticari Amaçlı Su Ürünleri Avcılığı’nın Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ’in 28/2/a bendinin iptali talebidir.

ITTILAĞ TARİHİ:

İşlem 22.08.2020 tarihinde Resme Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

DELİLLER:

İlgili Genelge metni, bilirkişi incelemesi, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1121794 araştırma makalesi; Seza Nur Demirparmak özel haber http://www.ticaretgazetesi.com.tr/kacak-patlican-avi-denizi-collestiriyor ‘un da içinde bulunduğu sair ilmi ve kazai içtihatlar, bilirkişi incelemesi ve her türlü delil.

 

İPTAL NEDENLERİMİZ İLE
MADDİ VE HUKUKİ GEREKÇELERİ:

 

  1. Deniz patlıcanlarının; denizin dibini süpüren, tüm kirlilikleri doğal bir deviniş içinde temizleyen ve böylece de denizlerin ekolojik dengesini sağlayan çok önemli bir faktör olduğu çevre ile ilgilenen herkes tarafından ve özellikle de –güdümlü olmayan- bilim çevrelerince gayet iyi bilinen bir gerçektir.

Ayrıca, sadece bir adet deniz patlıcanının bir yılda 150 ton kumu temizlediği gerçeği çok önemli bilimsel bir diğer veridir.

Hal böyle iken, kıyılarımızda ve özellikle de halkın yoğun olarak denize girdiği ve aynı zamanda [Didim ve Akbük gibi] hızla yükselişte olan turistik değere sahip sahillerimiz boyunca söz konusu yaratıkların avlanmasının serbest bırakılması çevre değerlerimize, halk sağlığımıza ve yerli-yabancı turizm potansiyelimize ve dolayısıyla ekonomik kalkınmamıza karşı girişilmiş önemli ve ciddi bir tehdit ve hatta saldırıdır.

Dolayısıyla, bu vahim tehdidin büyük bir umursamazlıkla hayata geçirilmesi, ekonomik platformda öncelikle turizm sektörünü vuracaktır. Turizm Didim ve Akbük’ün en temel ekonomik zenginliğidir. Yerli ve yabancı turistler öncelikle temiz bir denizin arayışı içindedirler. Doğanın diğer faktörleri denizin kirlenmesi ile birlikte tüm değerini yitirecektir. Ayrıca, yerli halkın denizi kullanması, çoluk çocuk genç ihtiyar bu imkandan sağlıklı bir biçimde yararlanması imkanı da ortadan kalmış olacaktır. Doğal olarak böyle bir sonucun ekonomiye de doğrudan etkileri bulunmaktadır. Turizm çökünce bununla ilgili sektör çökecek, aynı ölçüde yöredeki taşınmazların değerinde ciddi bir erozyon oluşacaktır.

 

  1. 2.      Arz ettiğimiz hususlar bir tahmin ya da senaryo değildir. Tümü ile realitenin ta kendisidir.

Böyle bir sonuca Devlet eli sürüklenilmesi ise, kamu yararı ilkesi ile uzlaşmaz bir çelişki içindedir.

 

Arz ettiğimiz bu gerçek, soyut bir tehdit olmayı geride bırakmış ve sonuçlarını ortaya koymuştur. Didim sahillerinde ve Akbük koyunda deniz kirliliği çok uzun süre yoğun bir biçimde devam etmiş, geri getirilmesi oldukça zor olan bir süreci izlemiştir.

Bu tehdit yaşamakta olduğumuz Didim ve Akbük yöresinde ve özellikle de Akbük [Mandalya] Koyu’nda geçtiğimiz yıllarda geri getirilmesi hayli güç olan yoğun bir deniz kirliliğine neden olmuştur.

Batı ülkelerinin bu yöndeki avcılığı tümüyle yasaklamış olmaları da arz etmeye çalıştığımız gerçeği apaçık ortaya koyan bir diğer önemli öğedir.

 

  1. 3.      Ayrıca… Mevzuatımızda deniz patlıcanlarının, biyolojik çeşitliliği sağlaması nedeniyle korunması için özel hükümler de bulunmaktadır.

Bu kapsamda 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 9. maddesinin [a] bendinde, Milli Parklar içerisinde deniz patlıcanının toplanmasını biyolojik çeşitliliği tahrip edeceği ifade edilmekte ve böyle bir fiile kalkışanlara ağır [73.747,00 TL] para cezaları verilmektedir.

Söz konusu yaptırımların mevzuatımız içindeki mevcudiyetinin anlamı açıktır… Ancak davalı Bakanlığın aynı ilgi ve hassasiyeti Milli Parklar dışında göstermemesinin anlamını kavrayabilmemiz mümkün değildir.

 

  1. Gerek yürürlükteki Su Ürünleri Kanunu’nun ve gerekse aynı kanuna dayanılarak düzenlenen tebliğlerin [anılan metinlerde açıkça ifade edilen] temel amaç, bilimsel, çevresel, ekonomik ve sosyal hususlar göz önüne alınarak, su ürünleri kaynaklarının korunması. Bu amaç, her iki statünün de amaç maddelerinde açıklıkla yazılıdır.

Ayrıca, keza Su Ürünleri Yönetmeliği de bu yönde hükümler taşımaktadır.

Son olarak, 3/1 Numaralı Ticari Amaçlı Su Ürünleri Avcılığını Düzenleyen Tebliğ (Tebliğ No: 2012/65)’in “amaç ve kapsam” başlığını taşıyan 1.inci maddesi hükmü aynen şu önemli saptamayı yapmaktadır:

“MADDE 1 – (1) BU TEBLİĞİN AMACI; 1/9/2012 - 31/8/2016 tarihleri arasında ticari amaçlı su ürünleri avcılığında uygulanmak üzere bilimsel, çevresel, ekonomik ve sosyal hususlar göz önüne alınarak, su ürünleri kaynaklarının korunması, sürdürülebilir işletilmesinin sağlanması için su ürünleri avcılığına ilişkin yükümlülük, sınırlama ve yasakları düzenlenmektir.”

 

  1. Arz ettiğimiz gerçekler, söz konusu avcılığın yasaklanmasının kamusal bir görev olduğu yönündeki görüşlerimizi doğrular niteliktedir.

Ayrıca… Deniz patlıcanı avcılığının belirli alanlarda yasaklanmış olması da, gerek ilgili Bakanlık ve gerekse ilgili Bakanlığın genel müdürlük birimlerinin deniz dibi ekolojik hayatı açısından bu yaratıkların öneminin ve yararlarının bilgi ve bilincinde olduğunu göstermektedir.

 

Nitekim, benzer konuda Danıştay 10. Daire’de ikame ettiğimiz 2015/2072 esas sayılı davanın hazırlık işlemleri çerçevesinde Bakanlık tarafından yazılı şekilde yanıtlanan cevap yazısında bu husus açık bir biçimde yanıtlanmıştır.

Davalı Bakanlığın davaya cevap dilekçesi mahkemenin gerekçeli kararında aşağıdaki şekilde özetlenmiştir:

“…2016-2020 döneminde de bu bölgede [dava konusu yörede] yasak olacağı, bu sistem ile hem deniz patlıcanlarının devamlılığının sağlandığı hem de ekonomik olarak değerli olan deniz patlıcanlarının ekonomiye kazandırıldığı, dava konusu düzenlemeye ilişkin her sürecin bilimsel verilere dayandığı, avcılığın ve hayvanların sürekli olarak izlendiği, savunulmaktadır.”

 

Yüksek mahkemenin verdiği 2020/331E sayılı hükmün gerekçesinde bu husus şöyle dile getirilmektedir:

Aynen aktırıyoruz:

 

  1.                                             “Bu kapsamda,

…………………………….

……………………………

…karasularımız dışındaki alanlarda deniz patlıcanı avlanmasının yasak olduğu belirtilmiş, Akbük koyu ve Didim çevresi sayılmamış ise de, kaynakların sürdürülebilir kullanımının sağlanması amacıyla, avlak sahalarının münavebe ile belirlendiği ve 01.09.2016 tarihinden itibaren söz konusu yerde de avcılık yasağı getirilmesine ilişkin çalışmaların ve tebliğ hazırlığının devam ettiği dava dosyasının ve davalı idarece verilen bilgi ve belgelerin incelenmesinden anlaşılmaktadır.

 

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ:

………….

………….

13.08.2016 tarih ve 29800 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 4/1 numaralı ticari amaçlı su ürünlüğü avcılığını düzenleyen 2016/35 sayılı tebliğin 50. Maddesi ile 3/1 numaralı ticari amaçlı su ürünleri avcılığını düzenleyen 2012/65 sayılı tebliğ yürürlükten kaldırılmıştır.

 

KARAR SONUCU:

Açıklanan nedenlerle;

1.- 3/1 numaralı ticari amaçlı su ürünleri avcılığını düzenleyen 2012/65 sayılı tebliğin 28.maddesinin 2.fıkrasının iptali istemine ilişkin DAVA HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA…

 

  1. 6.      Açıklıkla görüleceği üzere Sayın davalı Bakanlığın yapmış bulunduğu tespit de, ortaya koyduğumuz gerçekleri doğru kabul etmekte ve bu konudaki mahsurları düzeltmek amacıyla, gelecek dönemde, [yani içinde bulunduğumuz süreçte] idari ve yasal düzenleme yapılacağını ifade etmektedir.

Bu ifadeler bizzat bakanlığın ileri sürmüş gerçeklerin itirafı anlamına gelmekte ve halk sağlığı, turizm potansiyeli ve çevresel riskleri apaçık ortaya koymakta ve bu mahsurların düzeltileceğini vaat etmektedir…

 

  1. ANCAK… Yine açıklıkla görüleceği üzere, bu vaat yerine getirilmemiş ve itiraf edilen gerçek ve riskler bürokratik çarkların sumen altına süpürülmüştür.

      Oysa Devlet yönetiminde süreklilik esastır.

      Bizler birer yurttaş olarak Devlet’imize ve onun yazılı şekilde mahkemelere sunulmuş yazılı beyanlarına güvenmek ihtiyacını duyuyoruz.

      Bu güven kaybolduğunda daha başka nelerin kaybolacağını ve hangi yapısal umut-inanç-[ve]-güvenin taşlarının oynayabileceğinin takdirini sayın yüksek mahkemenin takdirine bırakıyoruz.

 

Dileğimiz yüksek mahkemenin arz etmekte olduğumuz bu gerçeklerden hareket ederek halk sağlığını, yörenin turizm potansiyelini ve dolayısıyla ülke ekonomisini koruması; böylece çevresel risklerin yaratacağı menfi sonuçları önlemesi ve acilen gidermesidir.

 

  1. 8.      Düşüncemize göre, bir işlemin tesisinde kamu yararı değil, açık bir kamu zararı varsa… İşlemin uygulaması halk sağlığına zarar veriyor, çevre değerlerini tahrip ediyor ve denizlerimizde ciddi bir kirliliğin doğmasına neden oluyorsa… O işlem acilen iptal edilmelidir. Hem de verilen zarar daha da büyümeden, halk sağlığı daha büyük risklerle karşı karşıya gelmeden…

Bütün idari işlemler, biçimi ve konusu ne olursa olsun, kamu yararı için yapılır. Yönetimin kamu yararı dışında bir amaç gütmesi durumunda yapmış olduğu işlem “amaç” yönünden hukuka aykırı olur ve iptali gerekir. Söz konusu tebliğ idarenin takdir yetkisi kapsamında değerlendirilse bile, idari işlemin amaç unsuru bakımından idarenin takdir yetkisinin bulunmadığı yargısal ve bilimsel içtihatlarca doğrulanmaktadır. Çünkü, idari işlemin amacı mutlaka kamu yararı olmalıdır. İdarenin varlık nedeni budur…

 

  1. 9.      Oysa… Deniz patlıcanlarının üreme zamanı içinde (Ülkemizde üreme dönemleri 1 Haziran–31 Ekim) yasal olarak toplanmasına izin verilmektedir. Deniz patlıcanı avcılığı yapılacak bölgelerin hangi kriterlere göre belirlendiği, Bakanlıkça resmi şekilde belirlenmiş bulunan stok tespiti yapılmadan ve bu zorunluluğa uyulmadığı düşünülmektedir. Bu konuda da bir şeffaflık mevcut değildir.

Başka bir deyişle, idare deniz patlıcanı avcılığı yapılacak bölgelerin hangi kriterlere göre belirlendiği da şeffaf bir biçimde açıklanmış değildir.

 

  1. Bu noktada Çevre Kanunu ve gerekse Anayasa’mızın 56.ıncı maddelerini hatırlatmakta yarar görüyoruz:

VIII. Sağlık, çevre ve konut

A. Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması:

MADDE 56- Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. 

Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.

Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.

 

Takdir sayın yüksek mahkemenindir…

 

YÜRÜTMEYİ DURDURMA TALEBİMİZ:

Esasen dilekçemizin esasa müteallik kısmında yürütmeyi durdurma talebimizin niçin acil bir zaruretten doğduğu konusuna yeteri ölçüde değinmiş bulunuyoruz.

Gereksiz tekrarlardan kaçınmak kaygısı ile yine de kısaca aşağıdaki satırlara yer veriyoruz:

Davalı Sayın Bakanlık da aslında bu konuda bizlerle aynı görüşü paylaşmaktadır. Ve başvurumuza karşı yazılı olarak bu hususu belirtmiştir.

ANCAK… Açıklanan düşünce ve vaade rağmen pratik bu düşünce vaadin aksi yönde gerçekleştirilmiştir.

Oysa, deniz patlıcanı avcılığı resmen başlamış durumdadır. Çünkü avcılık mevsiminin [döneminin]  içine girmiş bulunuyoruz.

Acilen yürütmeyi durdurma kararı verilerek Didim ve Akbük yöresinde avcılığa son verilmesi acil bir zarurettir. AKSİ HALDE GERÇEKTEN TELAFİSİ İMKANSIZ ZARARLAR MEYDANA GELECEKTİR.

Ayrıca,

Çevre Kanunu’nun arz ettiğimiz düzenlemesi,

Bakanlığın ikrar niteliğindeki yazılı halde mahkemeye sunduğu düşüncesi;

Söz konusu Tebliğ’in amaç maddesinin içeriği;

Ve Anayasa’mızın zikretmiş bulunduğumuz maddesi… ne göre iptalini talep ettiğimiz işlem AÇIKÇA YASA VE SAİR MEVZUATA AYKIRIDIR.

 

Dolayısıyla, yürütmeyi durdurma kararı verilmesi için gerekli olan bu iki koşulun ikisi birden aynı anda olayımızda mevcuttur.

 

Tekraren ifade ediyoruz:

İçinde bulunduğumuz mevsim, deniz patlıcanı avcılığı için izin verilen olan periyottur. Eğer bu periyot içinde yürütmeyi durdurma kararı verilmeyecek olursa, denizlerimizdeki tahribat bir yıl da sürmüş; sürdürülmüş olacaktır…

Düşüncemize göre, bir işlemin tesisinde kamu yararı yoksa… İşlemin uygulaması halk sağlığına zarar veriyor, çevre değerlerini tahrip ediyor ve denizlerimizde ciddi bir kirliliğin doğmasına neden oluyorsa… O işlem iptal edilmelidir. Hem de verilen zarar daha da büyümeden, halk sağlığı daha büyük risk ve çevre felaketine uğramadan…

 

Üstelik aynı bölgede çok sayıda balık çiftli kurulmuştur. Ayrıca bu ticari üniteler için ayrıca bir de Organize Sanayi Bölgesi inşası projesi vardır. Ve halkın direncine rağmen ÇED toplantı süreçleri geçilmiştir.

Üstüne bir de deniz patlıcanları riski eklenince ortaya çıkacak çevre tahribinin takdirini yüksek mahkemenin takdirine arz ediyoruz

SONUÇ ve TALEP:  

Arz ve izah etmeye çalıştığımız nedenlerle;

  1. A.       Tarım ve Orman Bakanlığınca çıkarılan 22.08.2020 tarihli 5/1 Numaralı Ticari Amaçlı Su Ürünleri Avcılığının Düzenlenmesi Hakkında Tebliğin 28.maddesinin 2 inci fıkrasının a bendinin [ACİLEN] YÜRÜTMESİNİN DURDURULMASI;
  1. Sözünü ettiğimiz alanın, davalı Bakanlığın tesis ettiği işlemin iptal edilerek bu bölgenin avcılığa açık alandan çıkarılarak yasak kapsamına alınmasının temin edilmesi;
  2. Ve her türlü mahkeme masrafı ile vekâlet ücretinin karşı tarafa tahmili…

… yönünde karar ittihazını takdirlerinize arz ve talep ederim.

Saygılarımla…

Av. Faruk Haksal

Ad & Soyad
Eposta
Mesaj
İp: 34.201.3.10
Tarih: 3.12.2020
Akbük Mahallesi 1021 Cadde No: 26 (Sahil Yolu Üzeri) Didim - Aydın
www.akceder.com