KAPİTALİZMİN DÖNÜŞÜMÜNDE İNSAN İLİŞKİLERİ  - Selma Soyak

Dünyanın hemen hemen her köşe bucağında yaşanmakta olan virüs salgını birinci yılını tamamlarken, bir virüsle yolu kesilen kapitalizm, bu sistemi yöneten büyük sermaye gruplarınca dönüştürülmeye başlama düdüğünü çaldı diyebiliriz. 2000 li yılların başlarından itibaren batılı ülkelerin bazılarında ve özellikle de elektronik sektörünün bazı dallarında günün moda deyimiyle ev-ofis yani iş yerine gitmeden evden çalışma modeli deneniyordu. Yıllar geçtikçe yaygınlaşmaya başlayan bu çalışma yaşanmakta olan virüs salgınında halklara uygulanmaya başlandı. Üstelik te gönüllü istek yaratılarak.. Şimdilerde herhalde bu sistemin kalıcı olması çabaları hızla sürdürülüyordur.

Ekonomik öğretiler ışığında bakarsak kapitalizmin üretim-tüketim dengesi son otuz yıldan bu yana tüketim lehine bozuluyor. Tabii ki bu bozulma dünyanın büyük sermaye sahiplerinin aç gözlülükle vahşi kapitalizmi dayatmalarıyla başladı. Yıllar geçtikçe üretime dayanmayan tüketim modelleri ortaya çıktı ve ardından doğal olarak kaynakların yetersizliği giderilemeyecek fakirlik ve açlığın önünü açtı. Açlık ve fakirliğin doğal sonucu daima salgın hastalıklardır. Beslenemeyen insanların hastalıklara dayanma güçlerinden bahsedilemeyeceği gibi, suya ve temizlik malzemelerine ulaşamayan insanların salgınların yayılmalarındaki rolleri tartışılamaz zaten. Bunun dışında ülkelerin fakir bölgelerinin küçücük evlerde sıkış tepiş yaşayan insanları zaten virüs salgınlarının yuvası olacaktır. Son yaşanan virüs salgınına bir de bu gözle bakalım. Yazılı ve görsel basın organlarının tamamında salgın tehdidi anlatılıyor, alınması gereken tedbirler sıralanmaya çalışılıyor ve hepsi sanki boş çabalamalarmış gibi, salgında ikinci dalga ve biraz sonra üçüncü dalga haberleri ön sırayı tutuyor. “Aman yeni dalga geliyor, tedbirleri arttıralım” biçiminde tavsiyelerde bulunanların hiç birisi bu ve bundan sonra gelmesi muhtemel salgınların kökten çözümünün tüm dünya ülkelerinde fakirlikle mücadeleden geçtiğini söylemiyorlar.

Herhangi bir ülkeyi bu veya bundan önceki bir diğer salgın açısından incelesek belki de o ülkenin en fakir bölgelerinde salgından ölenlerin sayılarının orta gelirli ve zengin bölgelerine oranla çok yüksek olacağını göreceğiz. Türkiye’nin yaklaşık 100 yıl öncesine baksak, genç cumhuriyetin en önemli iki mücadelesinin halkın sağlığı ve eğitimi konularında olduğunu göreceğiz. Özellikle sıtma ve veremle mücadelede devlet eliyle uygulanan tedbirler kapsamında aşı üretimi yapan Hıfzı Sıhha Enstitüsünün kurulması ilkokullardan başlanarak yıllarca sürdürülen halkı aşılama programları, bugün belki de kimselerin hatırlayamayacağı çok büyük başarıları yaratmıştır.Ancak o günlerin yarı devletçi karma ekonomi sistemi bir siyasi tercih olsa da daha sonraki yıllarda uygulanan özelleştirmelerle bozulan sistem kapitalist dünyanın fakirleşme trendine uygun hale gelmiştir.

Şimdilerde tüm dünya virüs aşılarıyla yatıp aşılarla kalkıyor.

OYSA İNSANLIK BELKİ DE ŞUNU DÜŞÜNMELİ; ŞİMDİLERDE CORONA VİRÜS’ÜN AŞISINI BULDUNUZ DİYELİM. HERKESİ AŞILADINIZ BU SALGIN BİTTİ. BİR KAÇ YIL SONRA BİR BAŞKA VİRÜS SALGININA NE YAPACAKSINIZ? Yeniden ayni koşuşma yeniden kitle halinde ölümler, yeniden sağlıkta dönüşüm programlarının doğru mu yanlış mı olduğu tartışmaları..Uzar gider bu işler. Oysa sorunun kökenine inmek galiba dünyada kimsenin işine gelmiyor. Özellikle de ilaç sektörü sermayesi sahiplerinin. Bir salgınla dev dalgalar biçiminde yükselen ilaç sektörü kârları yerine daha paylaşımcı bir dünyada fakirliği ortadan kaldırmaya çalışmak daha iyi olmaz mıydı? Bunun yerine dünyanın büyük sermaye sahipleri kapitalizmde dönüşüm programlarına soyunmaya başladılar.

Geçtiğimiz günlerde dünyanın dev sermaye gruplarının CEO’ları toplanarak önümüzdeki üç yıllık dönemde bu grupların gelişimlerinin durma noktasına geleceğini ama bunu belki de göze almak gerekliliğiyle ev-ofis çalışmalarının önünü açarak sermaye hareketlerinin yeniden yönlendirmeyle atılıma geçmesinin sağlanabileceğini görüşmüşler. Bu toplantıdan ne sonuçlar alındı ise yakınlarda uygulamalar dünyanın her yerinde görülecektir. Hattâ belki de görünmeye başladı bile. Bizim ülkemizin en büyük holdinglerinden birisi bu andan başlayarak salgın bitse de 35.000 çalışanının ev-ofis olarak iş hayatlarına devam etmeleri kararı alındığını, bu yöntemle salgınla doğan zararların personeli evde çalıştırarak sağlanacak tasarruflarla ortadan kaldırılacağını plânladıklarını açıkladı. İnsanın aklına hemen son yirmi yılda şehirleri kuşatan gökdelenler geliyor. Hepsi de hizmet üretimi amaçlı kullanılıyor,  yani somut mal, gıda gibi üretimin temel taşları o gökdelenlerde değil. Üstelik gökdelenlerin pek çoğunutüketimi sağlayan şirketlerin plânlama ve satış servisleri, mağazalar vs. kullanıyor. Tüketim bu salgın döneminde zaten çoğunlukla internet üzerinden yapılıyor, kalan çalışmalar da çalışanların evlerine rahatlıkla sığar. Yani küçülen ekonomiler, yeniden toparlanma sürecine girmeye çabalarlarken dönüşüme giren sermaye hareketleri fakirliği önlemeye yönelik olmayacak ki. Tam aksine bazı sektörleri yok ederek insanları işsizliğe mahkum edecek..Üstelik insanlar arası ilişkileri ortadan kaldırarak. Birbirleri ile görüşmeyen, fikir ve öğretilerini topluma yayamayan insanlar adeta sansürlü gibi yalnızlığa teslim olacaklar. Sonucunda toplumsal gelişmeler hayatın gerçeklerini yaşayan insanlar eliyle ve kendi doğasında değil, hayatın gerçekleri yerine sermaye sahiplerinin beğendiği yoldan ve belki sadece onlara hizmet edecek biçimde oluşturulacaklar.

Ve fakirleşen insanlık daima salgınlarla kırılacak.. Görünen o ki salgınlarda ellerini ovuşturan dünyanın dev ilaç firmaları yine kârlarını katladılar. Bu gün televizyon ekranlarına adeta yapışarak salgın ve salgından kurtaracak aşı programlarını izlemeye çabalayan insanlığın mücadelesi fakirliği yenmek üzere el ele vermek değil mi? Bir düşünün bakalım. Bugün dünya nüfusunun çoğunluğunu aşılayarak toplumlarda sürü bağışıklığı sağlamaya çabalayan yönetimler, bir sonraki salgınla mücadele için yeni aşılar peşine mi düşecekler. Tüm dünyada sağlık sektörünün adeta çaresiz kaldığı bu salgın insanlığa şimdiden sonra ortaya çıkacak salgınlar için tedbir alınması gerekliliğini anlatamıyor mu acaba? Dünyanın hiçbir yerinde devletler eliyle aşı üretim merkezleri kurulduğunu anlatan haberlere rastlayamıyoruz. Her yeni bir salgında halklar gözleri televizyon ekranında kendilerini kurtaracak yeni aşıların icadını mı bekleyecek. Yoksa bu öngörüsüzlük dev ilaç sektörünün daha da büyüme plânlarının acımasız bir görünümü olabilir mi? Nedir bu?

Ad & Soyad
Eposta
Mesaj
İp: 3.238.186.43
Tarih: 5.03.2021
Akbük Mahallesi 1021 Cadde No: 26 (Sahil Yolu Üzeri) Didim - Aydın
www.akceder.com