NÜKLEER ENERJİ SANTRALI - Ali Can

4 Aralık 2018 tarihinde haber merkezlerine önemli bir haber düştü: Haberde Sinop’ta doğa harikası İnceburun’da inşa edilmesi planlanan Türkiye’nin ikinci nükleer santralı projesinin Fransız-Japon Konsorsiyum’undan Japon ortak Mistubishi’nin projeden çekildiğinden söz ediliyordu.

Japon Nikkei gazetesinin haberine göre; çekilmenin gerekçesi, inşaat maliyetinin iki katına çıkmış olması… Nikkei Gazetesi, “maliyet artışının nedeninin, 2011 yılında Japonya’daki FukuşimaDaiçi nükleer santralında meydana gelen nükleer kazanın ardından daha yüksek standartlarda güvenlik önlemleri alınması mecburiyeti ve Türk Lirasında yaşanan değer kaybı” olduğunu yazdı.

Bu arada ne acıdır ki bu süreçte, o doğa güzeli İnceburun’da tam bir orman katliamı yapılarak ağaçlara kıyıldı.

Bu haberin getirdiği çağrışımla; bilim adamları, çevreciler ve diğer bileşenler tarafından şiddetle karşı çıkılmasına karşın mevcut iktidarın yapılan hiçbir uyarı ve eleştiriyi umursamadığı, hâlen yapımı süren Mersin Akkuyu nükleer santralı konusunda yanıtı verilmemiş ve kafalardaki soruları giderememiş olan konulara bir bakalım:

Mevcut iktidar, Mersin Akkuyu’da bir nükleer enerji santralı kurmaya karar verdi ve yapımı için Rusya ile devletlerarası bir anlaşma yaptı.

Dört  ünitelik bu projenin yaklaşık 20 milyar ABD Dolarına mal olması beklenmektedir. Karşılığında, 15 yıl alım garantisi boyunca 71 milyar ABD Doları kadar Rusya’ya ödeme yapılacaktır. Bunun yanında, buradan üretilecek elektriğin kilovat saatine 12.5 sent ödenecektir (bu miktar, ilerleyen yıllarda 15,33dolar-sent/kwh.olacaktır).  Oysa diğer kaynaklardan elektrik üretim bedelleri 4-6 sent arasındadır. Bu fark da son tüketici konumundaki vatandaşın cebine yansıyacaktır.

Ayrıca Akkuyu,  deprem riski yüksek bir bölgedir. İşin bu boyutu oldukça önemlidir. Atıkların ne olacağı belirsizdir. Günümüzde, nükleer atıkların güvenli bir biçimde uzaklaştırılması ve milyonlarca yıl depolanması için kalıcı bir çözüm ortaya koyan hiçbir teknoloji yoktur.

Yine Akkuyu Santralı “bir ülke sınırları içinde bulunup da sahibinin başka bir ülke olacağı” ilk nükleer santraldır (durumu kurtarmak için % 49 hissesi Türk ortaklara aktarılacaktır). Bu proje ile, ülkemize nükleer teknoloji de transfer olmayacaktır. Zaten projenin teknolojisi de meçhuldür. Ayrıca bölgede deniz suyunun 2º C ısınacağı belirtilmektedir. Bu da deniz canlıları yaşamı için risk oluşturacaktır.

Resmi açıklamalara göre, ülkemizde elektrik dağıtım şebekelerindeki kayıp ve kaçak tüketim oranı %14,11’leri bulmaktadır (2011).

Akkuyu’da kurulması kararlaştırılan nükleer santral devreye girdiğinde, toplam elektrik üretimimizin %6’sını karşılayacaktır. Kayıp-kaçak oranını dünya ortalaması olan %8,1’lere çekilmesi durumunda bile bu pahalı ve tehlikeli teknolojinin kurulmasına gerek olmayacağı açıktır.

Söz konusu kaçak oranları Almanya’da %4,2, Japonya’da %4,6’dır. 2018 Haziran verilerine göre Türkiye’de elektrik enerjisi kurulu gücü: 87,138,7 MW’dır. Akkuyu nükleer santralı 4 üniteden oluşmakta ve her birinin ayrı yıllarda devreye girmesi beklenmektedir. Toplam elektrik enerjisi gücü 4,800 MW’dır. Yani şu andaki toplam enerji gücümüzün yaklaşık %6’sı kadardır.

Dünya nükleer enerji santrallerinden vazgeçmektedir. Japonya’daki Fukuşima Nükleer Santral kazasının (2011) ardından, Almanya ve İsviçre 1980 öncesi yapılan santrallerini durdurduğunu açıkladı. Zaten bu iki ülke, söz konusu kazadan önce de yeni nükleer santral kurulmasını yasaklamıştı. İtalya 1986 Çernobil kazasından sonra tüm nükleer reaktörlerini kapattı ve yenisini yapmadı. Avusturya hükümeti 1979 yılında biten tek nükleer santralini halk oylaması sonucunda açmama kararı aldı. Çin hükümeti yeni santrallerin onayını durdurdu. Danimarka zaten 1970’lerde nükleer santral kurmama kararı almıştı. İspanya’da 2006 yılında nükleer programından vazgeçti.

Ülkemiz enerji kaynakları bakımından iddia edildiği gibi yoksul bir ülke değildir. Mevcut su ve linyit potansiyelinin üçte ikisi kullanılmamaktadır.

Ülkemizin oldukça zengin jeotermal, güneş ve rüzgâr gibi enerji kaynakları neredeyse hiç kullanmamaktadır. 48 bin megawatt (MW)’lık tüm potansiyel kullanılsa toplam elektrik gereksiniminin %44,4’ü rüzgâr santrallerinden sağlanabilir. Şu anda elektrik ihtiyacını yaklaşık%7’si rüzgârdan sağlanmaktadır. 3 milyar kilowatt saat (kWh) jeotermal potansiyeli kullanıma hazır beklemektedir. Bir diğer yenilenebilir ve temiz enerji kaynağımız da güneştir. Bu kaynaktan elde edilebilecek elektrik üretimi, Elektrik İşleri Etüt İdaresi (EİE) tarafından yıllık 380 milyar kWh olarak açıklanmıştır.

Yenilenebilir enerji kaynaklarımızı iyi değerlendiremediğimiz ortadadır. Anlaşılacağı gibi, ülkemize bir getirisi olmayacak söz konusu nükleer santrale asla ihtiyaç yoktur. Bu çok tehlikeli bir maceradır ve sonu belli değildir…

Şimdi, santralin durumuna biraz bakalım:

Rus Devlet Atom Enerjisi Kuruluşu ROSATOM’un Türkiye’de kurduğu Akkuyu NGS şirketi üzerinden yapacağı Akkuyu Nükleer Santralı konusunda, firmanın üst düzey bir yetkilisin basına yansıyan (Haziran 2013) bir açıklamasında; Akkuyu bölgesinin geçmişini incelediklerini, bu bölgede 7 şiddetinden büyük bir depreme rastlanmadığını söyleyerek, kendilerinin yapacağı inşaatın 9 şiddetinde depreme dayanaklı olacağını belirtmiştir. Ayrıca ayni yetkili bölgede deniz suyu sıcaklığının 2 derece artacağını, fakat bunun ekosisteme zarar vermeyeceğini de beyan etmiştir.

Ancak şu soruların pek de yanıtı yok:

-      NÜKLEER ATIKLAR NE OLACAK?

Firma tarafından hazırlanan ÇED raporunda nükleer atıkların yok edilmesi konusunda herhangi bir çözüm yok. Atıkların 10 yıl boyunca muhafaza edileceği belirtiliyor. Ancak bunun nerede ve ne şekilde olacağına dair detaylı bir analiz ortada yok.

-      REAKTÖR DAHA ÖNCE DENENDİ Mİ?

Akkuyu’da kullanılack VVER1200 model reaktörün dünyada henüz çalışan bir örneği bulunmuyor. Bu da ÇED raporundaki önemli ölçütlerden birisi olan sınanmışlık maddesini ihlal ediyor.

-      SANTRALIN SÖKÜMÜNÜ KİM YAPACAK?

Santralı yapacak şirket Rosatom. Şirketin ticari düzeyde nükleer santralleri devreden çıkarma deneyimi yok.

-      CİDDİ BİR KAZA OLURSA NE OLACAK?

Raporda santralde kaza olması halinde ne yapılacağı konusunda bir madde yok. Oysa herhangi bir kaza halinde Türkiye ve çevresindeki ülkelerde milyonlarca insan etkilenecek.

-      DENİZ CANLILARI DÜŞÜNÜLDÜ MÜ?

Raporda santralin deşarj suyunun deniz sıcaklığında yaratacağı etkiler belirtilirken, denizdeki canlı yaşamını nasıl etkileyeceği ile ilgili veriler yer almıyor. Proje için kesilecek 220 bin ağaç kabul edilebilir olarak nitelendiriliyor.

ÇED katılımcılardan TEMA Vakfı raporunda; santralde kullanılacak reaktörün Hindistan’da 10 yıldan beri devreye girmeyen, İran’da ise henüz deneme aşamasındayken ana pompaları parçalanan VVER 1000 reaktörü ile aynı özelliklere sahip olduğunu savundu.

TEMA Vakfı’nın açıklamasında şunlar yer aldı: “Raporda santralin deşarj suyunun deniz sıcaklığında yaratacağı etkiler belirtilirken, denizden alınan ardından da sıcaklık derecesi artırılarak yaklaşık 20-30 dakika ara ile tekrar denize verilerek sirküle edilecek soğutma suyunun, denizdeki canlı yaşamı nasıl etkileyeceği ile ilgili veriler de yer almıyor. Soğutma suyuna sürüklenen ya da haşlanan larva ve diğer canlılarla ilgili bilgilerin kapsama alınmadığı ÇED raporunda, proje için kesilecek 220 bin ağaç bilimselkriterlere dayandırılmadan ‘bu önem ve büyüklükteki bir proje için kabul edilebilir’ olarak nitelendiriliyor”deniliyor.

Bu durumda ne diyelim, 12 Eylül askeri darbesinin generali Kenan Evren gibi “Biraz radyasyon kemiklere yararlıdır” mı? Yoksa, “Eller gider Mersin’e biz gideriz tersine” mi? Ama bu da ters olmaz mı?!

 

Ad & Soyad
Eposta
Mesaj
İp: 3.94.202.172
Tarih: 24.2.2020
Akbük Mahallesi 1021 Cadde No: 26 (Sahil Yolu Üzeri) Didim - Aydın
www.akceder.com