SU ZENGİNİ DEĞİLİZ [III] - Ali Can

Bu yazıda ”suyumuzun geleceği ve ne yapmalıyız” konusuna değinmeden önce ülkemizde suyun en çok tüketildiği alan olan tarım topraklarıyla ilgili duruma kısaca bakalım:

Dünya genelinde, son 150 yılda ekilebilir toprakların yarısı kaybedilmiştir. Dünyada karalar, 13 milyar hektar yer kaplamaktadır.  Bunun ancak 1,4 milyar hektarı tarıma uygundur.

TÜİK verilerine göre Türkiye’nin;1990 yılında 27,8 milyon hektar olan tarım arazileri varlığı, 2014’te 23,9 milyon hektara gerilemiştir.

TEMA Vakfı, 2018 yılı Kasım ayında yaptığı açıklamanın bir bölümünde şunları paylaşıyor: “Topraklarımızın yüzde 86’sında erozyon görülüyor. Bu alanda önemli çalışmalar yapılmasına karşın hâlâ yılda 642 milyon ton toprak erozyonla taşınıyor. Bu toprağın 154 milyon tonu deniz, dere ve göllere taşınarak kaybediliyor. Türkiye’de erozyonla taşınan toprağın yaklaşık %1’i ormanlardan (bu da ormanların ne denli önemli olduğunun başka bir göstergesi a.c.), %56’sı mera alanlarından, %39’u tarım alanlarından ve %4’ü de diğer alanlardan geliyor. Toprak verimliliğini azaltan erozyon aynı zamanda bugün ve gelecek kuşakların gıda güvenliği açısından büyük risk oluşturuyor. Bu konuda herkesin üzerine ciddi sorumluluklar düşüyor…” Topraklarımızın durumu bu iken bir de suyumuzun durumuna bakalım:

Ülkemizde ne yazık ki, Avrupa ülkeleri arasında en üst konumda su güvenlik tehdidi olduğu görülmektedir. Türkiye’nin çoğu bölgeleri yüksek ya da çok yüksek düzeyde su kıtlığı ile yüz yüzedir. Bu sorunun temelinde, su konusunda yapılan birçok yanlışın yanında giderek artan nüfus ve iklim değişikliği nedeniyle yükselen sıcaklıkların kuraklık yaratarak artmaya neden olması yatmaktadır. 2100 yılında havzalardaki yüzey sularında azalmanın %50’yi bulacağı belirtilmektedir. Bu da tarımsal sulama konusunda ülkemizde, daha verimli sulama yollarının kullanmasının yaygınlaştırılması zorunluluğunu ortaya koymaktadır. O zaman ne yapmalıyız? Uzmanları dinleyelim. Onlar söylüyor ne yapmamız gerektiğini. Bakın neler:

“Su kaynaklarının etkin bir şekilde korunması ve yeni bir su yasasının günün gereklerine göre çıkarılması gerekmektedir. Su kaynaklarının planlı bir biçimde geliştirilmesi, dağıtılması, kullanılması ve tüm canlıların su gereksinimine saygı duyan, insanların yeterli ve temiz suya erişim hakkını güvence altına alan bir su yasasına tez elden gereksinim vardır.”

Su havzalarının koruma altına alınarak su niteliğinin korunması bunun için de su havzalarındaki yapılaşmanın önlenmesi ve kaçak yapılar kaldırılması gerekmektedir.”

Yanlış atık yönetimi su varlığına bir tehdittir. Atık suların yaklaşık %24’ü arıtma işleminden geçirilmeden deniz, göl ve akarsulara boşaltılıyor. Bunun da %48,6’sı tatlı su kaynaklarına akıtılıyor. Bu nedenle, atık su arıtma tesisi olmayan belediyelerde ve bölgelerde mutlaka bu tesislerin bir an önce yapılması gerekmektedir.

TÜİK 2010 verilerine göre, toplanan belediye katı atıkların yalnızca %54,4’ü düzenli depolama merkezlerine, %43,5’i ise çevre ve insan sağlığını tehdit eden çöplüklere dökülüyor ve yeraltı su kaynaklarını kirletiyor. Bunların enerji üretme ve geri dönüşüm sağlamada kullanılması gerçekleştirilmelidir.

En fazla su kullanan sektör olarak tarımda, suyun etkin kullanımını sağlayan araç ve tekniklerin kullanıma sokulması öncelikli amaç olmalıdır. Tarımsal sulama yönteminde karşılaşılan sorunlar; aşırı su kullanımı, sulama şebekelerinin eski olması, su kirliliği, su iletim ve dağıtımının açık sistemlerle yapılması, düzenleme ve yönetim sorunları olarak sayılabilir. Bunların çözümlenmesi için çiftçi eğitimi yanında su iletim ve dağıtım sistemlerinin kurulması, sulamada drenaj sularının yeniden kullanımı, atık suların da sulamada kullanılması, yüzey su kaynaklarının suyun bol olduğu yerden kıt olduğu yere yönlendirilmesi önlemlerinin alınması gerekmektedir. Bunun yanında su tasarrufu sağlayan basınçlı sulama yöntemlerinin uygulanmasının sağlanması önem kazanmaktadır.

Klasik sulama sistemlerinde, sulama parsellerinin küçük olması, karık veya tava boyutlarının uygun saptanmaması su yönetimini güçleştirmekte, sulama verimini düşürmektedir. Tava ya da karık sulama yöntemleri kullanıldığında, en iyi koşullarda tarla su uygulama verimi yaklaşık %60 olup şebekedeki sızma, buharlaşma ve işletme kayıpları da eklenirse yaklaşık %50 olmaktadır. Bitkiye gereksinimi olan 1 m3 suyu verebilmek için 2 m3 su harcanmaktadır. Klasik sulama yöntemleri yerine yağmurlama ve damla sulama yöntemleri kullanılması durumunda verim %60’dan sırasıyla %80 ve %90’a çıkabilmektedir.

Sulama suyu ücretlerinin kullanılan yönteme göre belirlenmesi de suda verimli kullanım yöntemlerinin uygulanmasını özendirebilir.

Üçüncüsünü paylaştığım bu yazı dizisini bitirirken; doğamız ve suyumuz konusunda bilinçli olmayı ve bu bilinçle davranmayı hem bir yurtseverlik görevi hem de evrensel bir insanlık ödevi olarak gördüğümü söylemeliyim. Bu konuda kurumlar, konuyla ilgili örgütlenmeler yanında tek tek bireylerin de sorumluluğu olduğu unutulmamalıdır.

Yalnızca bir dünyamız var yaşamak için”.

Noktayı bir Kızılderili atasözü ile koyalım: “Kurbağa içinde yaşadığı suyu içip bitirmez”.

Ad & Soyad
Eposta
Mesaj
İp: 3.94.202.172
Tarih: 24.2.2020
Akbük Mahallesi 1021 Cadde No: 26 (Sahil Yolu Üzeri) Didim - Aydın
www.akceder.com