GERİSİ TEFERRUAT... - Ali Can

Dil Derneği’nin Türkçe Sözlüğünde, Arapça bir sözcük olan “teferruat”ın anlamı “Ayrıntılar” olarak açıklanmış. Ferit Devellioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat’ında ise, daha geniş açıklaması var.

Teferruat,“teferru” sözcüğünün çoğul hali. Çeşitli anlamları var:

1-   Dallanma, dal budak salıverme

2-   Birçok kısma ayrılma

3-   Bir kökten çıkıp ayrılma

4-   İkinci derecede önemli olan (şey).

İnsanların ve toplumların yaşamında öyle anlar, öyle zamanlar olur ki, o anda birçok seçenek olmasına karşın hiç düşünmeden yaşamsal olduğuna karar verilen bir tavır alınır. Diğer her şey göz ardı edilir. Bu yaşamsallık, “olmak ya da olmamak” durumu, insan yaşamındaki diğer her şeyi o anda teferruat haline, yani ayrıntı durumuna getirir. 

31 Mart 2019 tarihinde yapılacak yerel yönetim seçimleri de ülkemizin geleceği açısından yaşamsal bir öneme sahiptir. Bu seçimde sadece yerel yöneticileri seçmeyeceğiz. Bu bir ayrıntı aslında…

Bu seçim ülkemizin geleceğinin belirleneceği bir seçim olacaktır. Bu seçimde bir bakıma Atatürk Cumhuriyeti’nin ve demokrasinin geleceği oylanacaktır. Yani “tek adam rejimi”ne karşı tavrımız oylanacaktır. Bu hiç de iddialı bir önerme olarak algılanmamalıdır. Perşembenin geleceği çarşambadan bellidir.

Verilecek oylar; ya bu kötü gidişin durdurulması ve ülkenin normalleşmesi için çok önemli bir fırsat yaratacak ya da cumhuriyetin, demokrasinin, insan haklarının, özgürlüklerin tamamen yok olmasına ve bu durumun iyice güçlendirilerek başka bir Türkiye ile karşı karşıya kalmamıza neden olacaktır.

Şu andaki durumu özetle ve başlıklar halinde belirlersek:

Demokrasinin sadece biçimsel olarak işletildiği (o bile tartışılabilir), çoğulculuk yerine çoğunlukçuluğun demokrasi sanıldığı,

Özgürlüğün birilerinin iki dudağı arasına sıkıştığı, aykırı söz söyleyenin hapse atıldığı,

Adaletin olmadığı, yargının bağımsızlığını yitirdiği ve emir-komuta zinciriyle işler olduğu,

Mahkemelerin artık yargılama yapan kurumlar değil, te’dibât mahkemeleri (haddini bildirme mahkemeleri) haline geldiği,

Laikliğin yok edildiği, yasaların ve Anayasa’nın uygulanmadığı,

Öğretim Birliği Yasası’nın yok sayılarak, öğretimin dinselleştirildiği,

Eğitimde bilimsellikten uzak bir anlayışla ülkenin geleceğinin köreltildiği,

2018 yılında ülkeden Batı’ya göç edenlerin yüzde 43 artarak 253,640 kişiye ulaştığı,

2016-2017 yılları arasında 12 binden fazla dolar milyonerinin, servetini yurt dışına aktardığı,

Ülkenin tüm varlıklarının satıldığı, yeni bir şeyin üretilmediği,

Rant ekonomisi ile rantın belli bir kesime dağıtıldığı,

Bu çerçevede ülke nüfusunun %1’inin, tüm servetin yüzde 53’ünü edindiği,

20 milyon insanın yoksulluk sınırında yaşadığı,

2,5 milyon hanenin devlet yardımı ile yaşamını sürdürdüğü,

Çalışanlardan 1 milyon 800 bin kişinin asgari ücretin altında ücretle, yüzde 43’ünün asgari ücretle çalıştığı,

Görsel ve yazılı iletişim araçlarının(medyanın) çok büyük oranda (%95 civarında) yandaş hale getirilerek halkın doğru haber almasının engellendiği,

Küçük bir azınlık dışında herkesin giderek yoksullaştığı,

Sanatçıların, gazetecilerin, akademisyenlerin özgürlüklerinin ellerinden alındığı, hapse atıldığı, olmazsa işlerinden atıldığı,

Halkın biz ve onlar olarak, tehlikeli biçimde ayrıştırıldığı, ötekileştirildiği, konuşturulmadığı, konuşanın hakaret iddiasıyla hapse atıldığı…

... Kısaca ve tek bir tümceyle, Cumhuriyet’in yok edilip, Emevi/Vahhabi anlayışının topluma dayatıldığı otokratik-teokratik bir düzene doğru yol alıyoruz. Bu, hepimiz için uyarıcı olması gereken bir saptama...

Bu örnekler çoğaltılabilir, sizler de bir şeyler ekleyerek çoğaltabilirsiniz.

Ülkemizin ve insanımızın geleceğinin yok edildiği vahim bir dönemi yaşıyoruz. Bu dönemde ve bu durumda herkesin farklılıklarını, aykırılıklarını, kırgınlıklarını, kırılganlıklarını bir yana bırakarak birleşmesi ve ortak amaç doğrultusunda, demokrasinin geleceği için çalışması kaçınılamaz bir görevdir. Bu bir yurtseverlik görevidir. Gerisi teferruattır. Yani “ikinci derecede önemli bir şeydir.” Ayrıntılar normal zamanların işidir. Normal zamanda mıyız?

Cumhuriyetin, demokrasinin, laikliğin yani geleceğimizin oylandığı bir zeminde; adayı beğenmeme, yeterli görmeme, kırgınlıklar ya da birilerine kızarak, yetersiz görerek oy vermeme, sandığa gitmeme gibi bir lüksümüz olamaz. Böyle yapıldığında yukarıda sıralanan olumsuzluklar zincirine bir halka daha eklemiş oluruz. İstemediğimiz halde istemediğimiz kişi ve kurumların ekmeğine yağ süreriz.

Ülkemiz bir ikilemle karşı karşıya. Ya Cumhuriyetin de kuruluş felsefesi olan 200 yıllık bir aydınlanma hareketini yeniden başlatıp uygarlaşmaya devam edeceğiz ya da “Siyasal İslam”a teslim olacağız.

Önümüzdeki yerel seçimler; ilerici, yurtsever, cumhuriyetçi, laik, demokratik güçlere, birleşerek toparlanma, bu yıkımı durdurma ve geleceğe dönük bir şans yaratma olanağını sunuyor. Bunu ıskalamak, giderilmesi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir. Bu seçimlerde adayların niteliğinin ya da partisinin yetkinliğinin bir önemi yoktur. Bunların üstünde değer taşıyan bir gerçekle karşı karşıyayız:

Gelecekte var olacak mıyız; olmayacak mıyız?

Meksikalı şair Octavio Paz, “Düşlerine layık olmasını bil” diyor bir dizesinde.

Bakalım biz de layık olabilecek miyiz?

Ad & Soyad
Eposta
Mesaj
İp: 3.94.202.172
Tarih: 24.2.2020
Akbük Mahallesi 1021 Cadde No: 26 (Sahil Yolu Üzeri) Didim - Aydın
www.akceder.com