DİBİ KALAYLI KAZAN… - Faruk Haksal

Akbük’de faaliyet gösteren amaçları birbirine oldukça yakın iki dernek var:

Akbük Kültür ve Çevre Derneği [AKÇED] ve

Akbük Doğa ve Düşünce Derneği [ADDD]…

Her iki derneğin de ilk sözcükleri Akbük.

İlkinde yer alan Çevre sözcüğünün yerini ikincisinde Doğa sözcüğü almış.

Birinin isminde Kültür var; ötekinde Düşünce…

Çevre-Doğa…

Kültür-Düşünce!

Yani biri, diğerinin fotokopisi gibi…

Hayır, belki de bazıları, biri diğerinin “izdüşümü” diyebilir.

Bizce bu ikinciler biraz daha haklı [gibi].

Peki…

Niçin Akbük’de birbirinin fotokopisi ya da izdüşümü olan iki dernek kuruldu?

Niçin böyle bir ikilem ortaya çıktı ya da doğdu?

Bizce bu normal bir doğum değildi.

Olsa olsa [teknik olarak] sezeryan olarak tanımlanabilir.

Yani mecburen oldu, zorunluluklar bu ikilemi oluşturdu, meydana getirdi.

Bu konunun üzerinde daha fazla durulması var olan ikilemi daha da kaşındırır, şimdilik geçiyoruz.

Değinmek istediğimiz asıl konu şu: Bu iki derneğin de adında Kültür ve Düşünce kavramları yer alıyor.

Ama…

Her nedense her iki dernek de sadece Kültür ve Doğa isimleri ile anılıyor.

Akbük halkı AKÇED’i sadece bir çevre derneği olarak tanır.

Derneğin ismindeki Kültür sözcüğünün üstü, sanki kendiliğinden bir tül perdesi ile örtülüdür.

Bu gelişme bilerek değildir; bilinçli hiç değildir.

Ama acaba neden böyledir?

Bizce bunun iki nedeni var:

1. - AKÇED daha çok çevre etkinlikleri ile ortaya çıktı ve gelişti.

2.- Akbük’de hiçbir kültür sorun ya da eksikliği yok. Dolayısıyla kültür alanında faaliyet göstermeye ihtiyaç duyulmadı, duyulmuyor…

İşte sizlere bu noktada [özgün ve önemli] bir-kaç kültür sorusu:

-      Bu şıkların hangisi daha doğru?

-      Akbük halkının [yani hepimizin] kültür alanında yeni-aydınlık-özgün-yoğun-derin-ve saire çalışmalara hiç mi ihtiyacımız yok?

-      Yoksa AKÇED mi bu konuda çalışma eksiklikleri içinde?

 

Bu sorulara mümkün olduğu kadar tarafsız yanıt vermek belki de ileriye dönük çalışmaların ipuçlarını ortaya çıkartacaktır.

Belki de bizler anlı-şanlı Akbüklüler olarak, gerçekten aştık tüm kültür çıtalarını…

Çıktık açık alınla… Ap-aydınlık olduk.

Ya da dip tuttu tenceremiz.

O zaman iyi bir kalaycıya ihtiyacımız var…

Eskiden ninelerimiz böyle yapardı. Dip tutan, eskiyen tencereleri kalaycıya verirdi.

Bir güzel kalaylardı!..

Bir de türküsü vardı bu eski yöntemin:

“Dibi kalaylı kazan,” diye başlayan…

Elli yaşın üstü insanlarımızın hatırladıklarını umarım.

 

@farukhaksal42

farukhaksal@gmail.com

www.haksal.av.tr

Ad & Soyad
Eposta
Mesaj
İp: 18.208.187.169
Tarih: 24.10.2019
Akbük Mahallesi 1021 Cadde No: 26 (Sahil Yolu Üzeri) Didim - Aydın
www.akceder.com